Şehit Binbaşı Hüseyin Avni ALPARSLAN

Hüseyin Avni Bey (Tirebolulu Alparslan) Kurtulus Savası’nın gizli kalmıs

kahramanlarından biridir. O sadece bir asker degil, aynı zamanda bir kültür adamıdır. Türklügün yücelmesi, Türkçenin Arapça ve Farsça etkisinden kurtarılması, Türk Kültürünün gelecek kuşaklara aktarılması için kalemini de, kılıcı kadar isabetli kullanmıstır. Giresun Tirebolulu olan Hüseyin Avni, sehitligi çocuklara bırakılacak en onurlu miras olarak görecek kadar büyük bir vatanseverdir ve Sakarya Meydan Muharebesi’nde 30 Agustos 1921’de sehitlik mertebesine ulasmıstır. Bu degerli asker ve düsünce adamını anmak, tarihimize duyacagımız saygının ötesinde bir görevdir. Bu anma gününe yaklasırken, Hüseyin Avni Bey’in yasamı ve kisiligi üzerine yaptıgım bu arastırmayı, bu konuda emek veren herkese tesekkürü bir borç bilerek, dikkatinize sunuyorum. Sakarya Meydan Muhaberesi, Anadolu’da Milli Mücadeleyi ayakta tutan savastır. Çünkü Sakarya Meydan Muhaberesi’nin kaybedilmesi halinde düsman orduları Ankara’ya girecek, Ankara Hükümetinin kalbini ele geçirecekti.

Nitekim bu durum öylesine ihtimal dâhilinde görülmüştü ki, Kütahya-Eskisehir Muharebesi’nin kaybedilmesinin ardından Sakarya Muharebesi basladıgında Ankara bosaltılmaya baslanmıstır. (1) Kütahya-Eskisehir yenilgisi sadece Ankara’dan göçün baslamasına degil, Meclis’te muhalefetin sesinin yükselmesine neden olmustur. Hatta bazı muhalifler

kaybedilen savasın faturasını kesmek için Mustafa Kemal’i hedef seçmistir. Atatürk ise akıllı bir strateji ve ordusuna olan güveni ile savası yönetmek için 5 Ağustos 1921’de Meclis’ten tüm yetkileri alıp, Başkomutan olmuştur. Üstelik sadece üç ay için…

Bunun anlamı sudur; Yunan Ordusu Sakarya’da üç aya bile gerek kalmadan bozguna ugratılacaktır. Mustafa Kemal Pasa, Sakarya Meydan

Muharebesinin kaybedilmesinin, Milli Mücadeleyi derinden yaralayacağını çok iyi bilmekte, bunun düşünülmesini bile kabul etmemektedir.

Büyükanıt da Tirebolulu Alparslan’ı övdü.

 

Sakarya Meydan Muharebesi iste böyle bir ortamda, tam 100 kilometre uzunluğunda ve 20 kilometre derinliginde bir cephede gerçeklesti. Ortaya çıkardıgı sonuçlarıyla büyük önem tasıyan Sakarya Meydan Muharebesi’nin gelecek nesillere daha doğru aktarılması bir gereklilikti. O zaferde canlarını

veren Mehmetçikler unutulmamalıydı. Nitekim aradan 87 yıl geçtikten sonra

Ankara’nın Polatlı ilçesinde Türkiye’nin en büyük “Mehmetçik Anıtı” yapıldı ve düzenlenen bir törenle açıldı. Anıtın açılısıyla birlikte Panorama Müze’sinin temelinin de atıldıgı törende o günkü Genelkurmay Baskanı Orgeneral Yasar

Büyükanıt, Sakarya Meydan Muharebesinin önemini anlatırken su cümlelere yer verdi. “Sakarya Meydan Savası’na katılan subay ve astsubayların yüzde 80’i, erbas ve erlerin yüzde 60’ı ya sehit oldu ya da yaralandı. Savasa katılan 42. Alay’ın bütün komutanları sehit oldugu için alayın komutasını bir yedek subay üstlendi.” .(2) Savasın önemini bir kez daha vurgulayan Genelkurmay Baskanı’nın açıklamalarında 42. Alay’dan söz etmesi, üzerinde ciddi anlamda

durulması gereken bir olaydır. Çünkü 42. Alay, Giresun’un yetistirdigi en

büyük askerlerden Binbası Hüseyin Avni Bey’in (Tirebolulu Alparslan) Giresunlu gönüllülerden olusturdugu bir Alay’dı. 42. Alay, Sakarya’da Mangaltepe’nin geri alınması muharebelerine katılmış, Mangaltepe, Taslıtepe ve Gökgöz’de Yunan askerleriyle gögüs gögse savaşmıştır. Genelkurmay Baskanı’nın övgüsüne de mazhar olan bu Alay’ın komutanı Hüseyin Avni

Bey, 28 Agustos 1921 tarihinde Gökgöz’de yaralanıp, 30 Agustos 1921’de sehit olmustur. Binbası Hüseyin Avni Bey’in ne denli dirayetli ve cesur bir komutan oldugu su olayla ortaya çıkmaktadır. Savasın kritik saatlerinde, Başkomutan Mustafa Kemal , “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün Vatandır” emrini verirken, Genelkurmay Başkanı İsmet Pasa, “izinsiz ve

emirsiz geri çekilenler idam edilecektir” emrini birliklere iletmiştir.

 

Alparslan: Öleceğiz, Geri Çekilmeyeceğiz…

Emir cephede ki Subaylara ulaşınca 4. Tümen 42. Alay Komutanı Hüseyin Avni Bey, bir çok Alay Komutanı gibi Subaylarını aksam yemeğinden sonra topladı. Emri okudu, içlerine sindirmeleri için biraz bekledi ve sonra ayağa kalktı; Beyler!“Bu savas öyle bir Savaş olacak. Çünkü bu savaş fetih, yağma savası değil, vatan savası. Hiçbir hatayı affetmeye hakkımızın olmadığı bir savas. Komutanlarımız izin vermedikçe öleceğiz, geri çekilmeyeceğiz. Askere örnek

Olacağız. Çocuklarımıza para pul, mal mülk değil, milleti için şehit ya da gazi olmuş namuslu bir askerin çocukları olmanın şerefini bırakacağız.

O emri verdikten sonra askerlerinin önünde savasıp, sehit olan Binbası Hüseyin

Avni Alparslan, Kurtulus Savası’nın kazanılmasında bayragı en önde tasıyan Çılgın Türk’lerden biridir. Tıpkı Sakarya Meydan Muharebesi gibi Tirebolulu Alparslan’ın kahramanlıklarının da sonraki kusakları iyi tanıtılmasında büyük

fayda bulunmaktadır.Nitekim bu konuda ilk adımları Arastırmacı Yazar Ismail Hacıfettahoglu (4), Arastırmacı Yazar Ayhan Yüksel(5) Prof. Dr.

Faruk Sümer (6) ve Tarih Bilimci Mustafa

Köse (7) atmıstır.

 

Hüseyin Avni Bey’inmücadele dolu yasamı.

Simdi bu arastırmaları da temel alarak Sehit Binbası Hüseyin Avni Alparslan’ı

tanıyalım. Giresun’un Tirebolu İlçesi Cintaşı  mahallesinde 1876 yılında doğdu. Babası Amasya Suluova ilçesinden Tirebolu’ya hoca olarak gelen Emin Efendi, annesi Yanıkömerogulları’ndan Kadın hanımdır. Ilk tahsilini Tirebolu’da tamamlamıstır. 1893’te girdigi Trabzon Lisesi’ni 1898’de bitirmistir. 1898’de Pangaltı Harbiye Mektebini kazanıp, Subat 1901’de Tegmen rütbesiyle mezun olmustur. 1901’de 3.Ordu emrine Selanik’e tayını yapılmıştır. Burada Selanikli Basyazıcı ailesinden Rıza Aganın kızı Huriye Hanımla evlenmiştir. 29 Aralık 1903’de Üsteğmen olmuştur. 1903’de Bu gün Bulgaristan sınırında  bulunan Menlik Redif taburunda görev alıp, Bulgar eskıyaların takibinde basarılı

hizmetlerde bulunmustur. Bu hizmetleri nedeniyle Maresal Ibrahim Pasa’nın teklifi üzerine 6 Ocak 1904 tarihinde dördüncü dereceden Mecidi nişanıyla ödüllendirilmiştir.

Aralık 1904’te sınıf degistirerek, Jandarma sınıfına geçmistir. 1905 tarihinde

ise Selanik Jandarma Alayı emrine nakledilmistir. Üstegmen rütbesiyle görev

yapan Hüseyin Avni Bey, Yunan çetelerine karsı savasmıs, bir manga asker ile 100 kisilik bir Yunan çetesini imha ederek, askerlik yasamının önemli basarılarından birini kazanmıstır. Bu basarısı Binbası Menlikli Tayyar Bey tarafından mükâfatlandırılmıştır. 30 Haziran 1907’de Yüzbası rütbesine

yükselmis ve Manastır Jandarma Alayı’nın 5. Taburu, Grenebe Bölük Komutanlıgı’na atanmıstır. 14 Subat 1909’da Alay komutanı ile yasadıgı sorun nedeniyle Jandarma sınıfından istifa edip, nizamiyeye geçmistir. 3. Ordu

Nizamiye 22. Alay 2. Tabur’una misafir yerleştikten sonra burada Bekir Bey adında bir subayla düello sorunu yasayınca, tutuklu olarak Manastır Kırmızı Kıslaya gönderilmistir. Dosyası Selanik Divan-ı Harbe gönderilince, tutuksuz yargılanmak üzere Selanik’e gitmiştir. 31 Mart Olayı (1909) patlak verince bu

olayları bastırmak üzere Istanbul’a giden Hareket Ordusu’nun öncü kuvvetlerini

Oluşturmuştur.

 

Balkan Savaşı’nda Çatalca’da görev yaptı.

Nisan 1909’da tekrar Jandarma’ya geçerek, Kasımpasa Jandarma Bölük

Komutanı olmustur. Agustos 1909’da Asker Mektebine geçmistir. Mart 1910’da Izmit Jandarma Bölük Komutanı, 29 Ocak 1912’de Harbiye Nezareti Harita Komisyonuna atanmıştır.

18 Ekim 1912’de Balkan savasına katılmıstır. Çatalca’da 6 ay görev yapmıştır.

Balkan Savaşı’nın sona ermesinin ardından Mayıs 1913’te ise Harita Heyeti’nde ki görevine dönmüştür.

Birinci Dünya Savası’nın başlamasının ardından Agustos 1914’de Erzurum’a

gönderilmistir. 8 Kasım 1914’te Teskilat’ı Mahsusa’ya geçmis, Oltu ve Çatak bölgelerinde görev yapmıstır. Bu bölgede Rus kuvvetlerine karsı önemli başarılar kazanmıştır. 1 Mayıs 1915’te Ergenis Müfrezesi Komutanı olmustur ve Ergenis, Yusufeli, Tortum gibi yerlerde Ruslara karsı amansız mücadeleler vermis ve önemli başarılar kazanmıstır. Kıs sartlarında ki bu mücadeleler

sırasında ayakları dondugu için malul durumuna düsmüs bir süre Erzurum’da tedavi gördükten sonra yeniden savasa dönmüstür. Nisan 1916’da Bayburt civarında Ruslarla göğüs göğse savaşmıştır. 7 Haziran 1916’da Kıdemli Yüzbaşı

olmuştur. Ruslara karsı gösterdiği yararlıklar nedeniyle mükâfatlandırılıp, 5 Temmuz 1916’da kıdemi 3 yıl yükseltilmiştir. 14 Eylül 1916 tarihinde Binbaşılığa yükseltilmiştir. 14 Aralık 1916’da ise Kafkas Kıtaları Hücum Tabur Kumandanı olmuştur. Ocak 1917’de Avusturya-Macaristan Hükümeti tarafından üçüncü rütbeden Meziyet-i Askeriye nisanı ile ödüllendirilmiştir. Mart 1917’de ise Mareşal Fevzi Çakmak Kırmızı Kurdeleli Savaş Madalyası ile ödüllendirmiştir. Haziran 1917’de 9. Tümen’e bağlı Hücum Alayı Kumandanı olmuştur.

 

Tarihe geçen Harşit savunmasının mimarıydı.

20 Agustos 1917 tarihinde ise Harsit

Cephesinde 110.Alay Kumandanlığı vekâletinde bulunmuş, Ruslara karsı en büyük direnişi gerçekleştirmiş, Rusları burada durdurmayı başarmıştır.

10 Subat 1918’de Karadeniz’den Rusların çıkarılması ve işgal altında bulunan yerlerin kurtarılması harekâtına birliğinin basında katılmış, Harşit’te Trabzon’a doğru yerleşim yerlerinin kurtarılmasını sağlamıştır.

Hüseyin Avni Bey Kurtuluş Savası Kahramanlarından Topal Osman’la birlikte

 

24 Şubat 1918 Pazar günü Trabzon’un düşman işgalinden kurtarılmasını sağlayan kuvvetlerin içinde bulunmuştur.

30 Mart 1918’de 123. Piyade Alayı’nın basında Trabzon’dan Batum’a hareket etmiş, 2 Nisan 1918’de Çayeli’ne girmiştir.

10 Nisan 1918’de Müstalik 123. Alay Kumandanlığı’na, 110. Alay Komutan Vekilliği de kendisinde kalmak üzere tayin edilmiştir.

Ardahan, Kars, Çıldır ve Ahılkelek’te yaptıgı teskilatlandırma çalısmaları ve

muharebelerde aldıgı basarılar nedeniyle “Muharebe Gümüs Liyakat Madalyası” ile taltif edilmis ve 3. Tümen 8. Alay Kumandanlıgına getirilmistir. Mondros Mütarekesi’nden (30 Ekim 1918) sonra 1 Ocak 1919 tarihinde Harita Komutanlıgı’ndaki görevine geri dönmüstür. Istanbul’da ki karısıklıklardan rahatsız olup, Anadolu’ya geçmek isteyince Mayıs 1919’da Pazar (Rize) Askerlik Subesi Baskanlıgı’na, 20 Eylül 1919’da ise Rize Askerlik Sube Baskanlıgı’na tayin edilmistir.

1 Ocak 1920’de Giresun Askerlik Subesi Baskanlıgı’na nakledilmistir. Bu görevi sırasında Giresun Kaymakamlıgı görevini de vekâleten yürütmüştür.

Ocak 1921’de Giresun Nizamiye Alayı’nı kurmus ve bu Alay’ın Kumandalıgına tayin olmuştur.

Maresal Fevzi Pasa’nın izniyle gönüllü kuvvetlerden olusan 42. Alay’ın komutanlığına Binbaşı Hüseyin Avni Bey, 47. Alay’ın komutanlığına ise Topal Osman Ağa getirilmiştir. Subat 1921’de kurulusu tamamlanan 42. Alay Samsun 15 Tümen’e bağlanmıştır.

9 Mayıs 1921 Tarihinde Sakarya Cephesine üzere Samsun’a vardığında 42. Alay Rum çetelerinin saldırısına uğramış, 28 Haziran 1921’de Hüseyin Avni Bey kolundan yaralanmasına karsın, Rum çeteciler hezimete uğratılarak dağıtılmıştır.

Samsun’da görevini basarıyla tamamlayan 42. Alay, 14 Temmuz 1921 günü Ankara istikametine hareket etmistir. Yol üzerinde bulunan Ermeni ve Rum çeteleri etkisiz hale getirilerek, 20 Agustos’ta Ankara’ya ulaşmıştır. Savasın en şiddetli anında Mangal Dağı ve Türbe Tepe’nin kaybedildiğinde 42. Alay

savaşa katılmıştır. 28 Agustos 1921 tarihinde cephede yaralanan Hüseyin Avni Bey, 30 Agustos 1921 Salı günü sehit olmustur.

 

Tirebolulu Alparslan’ın yazar ve araştırmacı kişiliği.

Hüseyin Avni Bey, çevresinde alçak gönüllü ve fedakâr biri olarak bilinir.

Düsüncelerinden ve dogru bildiklerinden hiçbir etkiye karsın taviz vermez. Üzerine aldıgı görevleri zorluk derecesine bakmaksızın yapan gerçek bir kahramandır. Nitekim Sakarya Meydan Muharebesi’nde ölecegini bildigi halde, emrindekilere saldırı emrini vermis ve her zaman askerinin önünde

savasmıstır. Çok sayıda disiplin cezası almasına ragmen, üstlerinin her zaman

güvenini saglaması onun aynı zamanda haksızlıga tahammülü olmadıgının ve ne denli basarılı bir asker oldugunun göstergesidir. Iste onun haksızlığa başkaldırdığı bir örnek… 1904 yılında Balkanlarda görev yaparken, zabitlerin üç dört ay maas almamasını içine sindiremediginden, onlara

öncülük yapıp, telgrafhaneyi isgal etmis, böylece zabitlerin maaslarını almasını

sağlamıştır. Bu olay onun 15 gün ceza almasına neden olmuştur. Tipik bir Karadenizli özelligi göstermektedir. Çabuk öfkelenmesi, buna karsın merhameti onun en belirgin kisisel özelligidir. 45 yıllık kısa yasamı boyunca sadece ülkesinin esenligi ve bagımsızlıgını düsünmüs, Türklügün manen ve maddeten yükselmesini kendisine görev kabul etmistir. Bu arada ailesine yeteri kadar ilgiyi

gösterememistir. Çok önemli görevlerde bulunmasına karsın, ailesinin önemli bir maddi varlıgının bulunmaması onun nasıl bir vatansever olduğunun göstergesidir. Türk Milliyetçiligi, Türk Dili ve Türk Kültürüne sahip çıkılması gerektigini belirtirken, bu bayragı devrinin önemli yazarlarıyla birlikte

tasımıstır. Hüseyin Avni Bey, bir aydın olarak döneminin aydınları gibi Türkçü eğilimler tasımıstır. Tirebolulu Alparslan’ın Mehmet Emin Yurdakul, Yusuf Akçura, Ahmed Agaoglu ve Müftüoglu Ahmed Hikmet ile yakın iliskileri

bulunmus, Türkçülük ve Türk Dili hakkında yazıları “Türk Yurdu” dergisinde

yayınlanmıstır. Bu onun sadece savasan bir makine olmadıgını kalemini de aynı ustalıkla kullandıgını gösteren önemli bir veri olmustur. Hüseyin Avni Bey, özellikle Türk dilinin Arapça ve Farsça etkilerinden kurtulması için büyük bir çaba içine girmis, hatta kendi adının Arapça kökenli olmasından dolayı yazılarında, Türklere Anadolu’nun kapılarını açan (Malazgirt 1071) Alparslan’ın ismini mahlas isim olarak kullanmıştır. “Tirebolulu Alp Arslan” müstear adla

yazdıgı yazılarda Arapça-Farsça kelimelerinin Türkçe karsılıgı için Divan-ı Lügat it Türk’ten alıntılar yapmıstır. Bu onun savaşlardan fırsat buldukça okumaya karsı ilgisinin de bir göstergesidir.

 

Hüseyin Avni Bey Türkçe’nin kullanımına büyük önem verdi.

Nitekim Hüseyin Avni Bey, Türkçe mahalle anlamına gelen “ova”, “oba” kelimelerinin yerine “abad” kullanan kâtiplere büyük tepki koymus ve böylece “Eceova” yerine “Eceabad”, “Akçaova” yerine “Akçaabad”, “Boyova” yerine de “Boyabad” isminin kullanılmasını elestirmistir. “Tek Millet” ve “Ulus Devlet” onun savundugu bugün de benimsenen önemli düsüncesidir. Bu arada Osmanlı Devleti’nin çöküşü üzerine derin bir arastırma yapmıs ve Fatih Sultan Mehmet’ten bu yana yönetici kadrolarında Türklerin azalmasının, çöküş sürecini hızlandırdıgı sonucuna varmıstır.

 

Trabzon ili Laz mı,Türk mü kitabını yazdı.

Hüseyin Avni Bey, Osmanlı Devletinin çok dinli ve etnik yapılı insan yapısını, Osmanlı’yı yıkıp dağıtmak isteyen malum Emperyalist devletlerin kullandığını kışkırtma ve misyoner faaliyetleriyle sayısız acılara sebep olduğunu yasayarak görmüştür. Bu dogrultuda halkın bilinçlendirilmesi amacıyla yerel gazeteler, “Yesil Giresun” ve Erzurum “Albayrak” da yazılar yazmıstır. Gönüllü Alayları kurmasında halkın “Kurtulus” bilinci etrafında toplanmasının payı büyüktür.

Türk Milliyetçiligi ve Türk Dili’ne büyük önem veren Hüseyin Avni Alparslan, Türk Kültürü üzerine de önemli araştırmalar yapmıstır. Tirebolu Alparslan’ın, “Trabzon Ili Laz mı, Türk mü?” baslıklı 24 sayfalık kitabında, Dogu Karadeniz Bölgesinin etnik kökeni üzerine ciddi bir arastırması vardır. Hüseyin Avni Bey, Oguz Türkmenleri, Çepni Türkleri üzerine yaptıgı ciddi araştırmalar yanında bu göçer toplulukların bölgeye tasıdıgı folklorik yapıyı da mercek altına almıstır. Bugün Dogu Karadeniz’de hala devam eden, yaz aylarında kentten yaylaya gitme törenlerinin, özü ve yapılısını en ince detaylarına kadar arastırmıstır.

Vatanı için savasmayı, kendi deyimiyle cenk etmeyi kaçınılmaz bir görev olarak kabul eden, savasa giderken, yüzünde tebessümler beliren, kendisine verilen tüm görevlerin üstesinden geldigi gibi, Türklerin kötü talihini yenmesi için hiçbir fedakârlıktan kaçmayan Hüseyin Avni Alparslan kısa sayılacak yasamına kolay erisilemeyecek başarılar sıgdırmıstır. Sakarya’da sehitligi, “Çocuklarımıza

bırakacagımız en büyük seref” olarak adlandıran Tirebolulu Alparslan’ın çocugu

bulunmamaktadır. Ancak onun ismini yasatması gereken, basta Tirebolu ve Giresun olmak üzere bu vatanın sayısız evladı olmalıdır. Türkiye’nin erken kaybettigi bu deger, yerel olarak degil, ülke genelinde unutulmamalı, unutturulmamalıdır.

Arastırma: Haldun DOMAÇ

16 Agustos 2008

 

HÜSEYİN AVNİ ALPARSLAN BEY’İN DÜNYA GÖRÜŞÜ VE

YAZILARI

Hüseyin Avni Alparslan tek cümle ile vatansever, milliyetçi ve muhafazakâr bir düşünce yapısına sahiptir. Bunu hem kendi yazılarından hem de başkalarının onun hakkındaki gözlemlerinden anlıyoruz. Bununla birlikte onun bu özelliği dikkatlerden kaçmamış, hakkında görüş beyan edenler çok olmuştur. Hüseyin Avni Bey, Türk dili, etnografyası ve kültürü üzerine

Çalışmalar yapmış, bu çalışmalarını kitap ve makale hâlinde yayımlamıştır “Tirebolulu Alparslan” mahlasıyla Erzurum’da yayımlanan Albayrak Gazetesi’nde. Giresun’da Yeni Giresun ve Gedikkaya Gazetelerinde, Türk Yurdu Dergisi’nde makaleleri çıkmıştır.

Kitap hainde yayımlanan tek çalışması Trabzon İli Laz mı? Türk mü? (Giresun 1339/1921) adlı 24 sayfalık kitapçıktır. Doğu Karadeniz’de yaygınlaşan Pontus ve Ermeni iddialarına cevap teşkil etmek üzere kaleme aldığı bu çalışma. Millî Müdafaa Vekâleti’nin maddî katkıları ile Yeni Giresun matbaasında 10.000 adet basılarak dağıtılmıştır. Türk Yurdu dergisinde “Türkçenin Başına Gelenler. Gelmekte Olanlar”, 1/8 (1327, s. 231-236; “Edebali. IV/5 (1329), s.575-576; Kayı Han mı? Kaya Han mı?”. VIII/319 (1331). s. 2547-2550; ‘Türk Bayramlarından Ot Göçü”, VIII/7 (1915), s.122-127” adlı makaleleri yayımlanmıştır. Hüseyin Avni (Alparslan) Bey hakkında Prof. Dr. Fahrettin Kırzıoğlu, “İkinci Meşrutiyet çağımızın sağlam Türkçülerinden Tirebolulu Hüseyin Avni. Harbiye’den yetişme kudretli bir kumandan ve bilgili bir şahsiyet idi; Prof. Dr. Faruk Sümer de” O, Şehadetinin Sakarya melheme-i kübrasında şehit düşmüştür. O aynı zamanda Türk kültürü ve Türklük meseleleri hakkında makaleleri olan değerli bir yazardı. Merhum Binbaşı Alparslan Bey, elindeki çok mahdut (sınırlı) malzemeye rağmen Trabzon bölgesindeki Türk halkının tarihinde Çepnilerin önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur demektedir. Bu konuda O’nun hakkında görüşünü dile getirenlerden birisi de Osman Fikret Topallı Bey’dir. Hüseyin Avni Alparslan’ı şöyle ifade etmiştir: “Özel hayatında alçak gönüllü ve kendi halinde birisidir. Kendisine pek dikkat etmez, kimseden maddî hiçbir menfaat beklemez, devletin kendisine verdiği para ile geçinmeye çalışır, çok namuskârdır, boş vakit bulduğunda Türkoloji ile uğraşmakta bundan da büyük zevk almaktadır. En fazla dikkati çeken karakteri Türkçülük ve Turancılıktır. Türk’e ihanet edene dehşetli bir kin duyar ve bu kini onu bazen ifratkâr (aşırı) hareket ve muamelelere sevk ederdi. Böylelere merhamet nedir bilmezdi. Vazifesine çok bağlıdır, disiplini çok kuvvetlidir, üstlerine karşı özden sadık, kahraman bir askerdir. Özel ve gayri resmi hayatında sessizdir. Vazife başında bambaşka olur. Hiddetlendiği zaman yorum ve karşılık istemez, çileden çıkar. Sevdiğini açık olarak sever, sevmediklerini yanında görmek istemez, bunlardan kaçınırdı. Hissiyatını hiç saklamaz ve bu gibilere en ufak bir hareketlerinde derhal karşılık verir, bu hususta iltifat ve politikayı riyakârlık sayar. İşte, güçte, yolda, sokakta, hemşeri hayatında, cemiyet ve toplantılarda daima ciddidir ve yüzü gülmez, bundan dolayı hakkında bazen yanlış düşüncelere yol açar. Millet ve memleket işlerinde kolay kolay kimseye, hatta en yakın arkadaşlarına bile tam bir emniyet ve itimat etmez, daima ihtiyatlı bulunur. Kendisi güvenemediği her hangi bir işte, bilhassa millî davalarda başkalarına da güvenmezdi. Şehadetinin Eşi Huriye Hanım’a son derecede saygılıdır. İşte, güçte, yolda, sokakta, hemşeri hayatında, cemiyet ve toplantılarda daima ciddidir ve yüzü gülmez, bundan dolayı hakkında bazen yanlış düşüncelere yol açardı. Millet ve memleket işlerinde kolay kolay kimseye hatta en yakın arkadaşlarına bile tam bir emniyet ve itimat etmez, daima ihtiyatlı bulunurdu. Kendine güvenemediği herhangi bir işte, bilhassa millî davalarda başkalarına da güvenmezdi.28 Hüseyin Avni Alparslan nevi şahsına münhasır bir Türkçü, milliyetçi iken onun ve Topal Osman hakkında Bolşevik olabileceklerine dair iddialar dahi ortaya atılmıştır. Akla ziyan iddialar olsa da bu iddialar resmi yazışmalara dahi geçmiştir. Konunun anlatıldığı makalede geçen ifadeler şöyledir. Deli Halit Paşa, 24.02.1921 tarihli cevap yazısında: “1- Bolşeviklik lehine memlekette hâsıl olan cereyan kendiliğinden gelişmiş olup, siyasi ve içtimai bir Bolşeviklik hakkında ciddi bir tetkikat başlayıncaya, daha doğrusu Bolşeviklerin Azerbaycan’ı işgal etmelerine kadar tarafımızdan hâsıl olmuştur. Vaktâki (ne vakit ki) insaniyet-perver gözüken Bolşeviklerin hayat-ı siyasiyeleri anlaşıldı. Akabinde de komünistlere aleyhtarlık başladı. Türkçü ve tamamen milliyet-perver bir siyaseti olan Hüseyin Avni Bey’in Bolşevik olacağına ve bizden ayrılacağına ihtimal vermem. Akrabasının Komünist Fırkasına intisabı mukaddema Anadolu’dan İstanbul’a akan cereyan neticesi olsa gerektir. 2- Giresun’da ki Topal Osman dahi Bolşevikler lehinde iken yaptığım telkinat neticesi olarak sarfınazar etmiş idi. 3- Kumanda ettiğim mıntıka dâhilinde Ankara Hükümetinin Ameline mugayir hiçbir harekete meydan vermeyeceğime katiyetle arz ederim. Kocaeli Kumandanı Halid.”29 Deli Halit Paşa, Hüseyin Avni Alparslan’ın bir dönem komutanlığını yapmış kişidir. Kendisini Bayburt’un Hart nahiyesinde Aralık

1919’da vuku bulan Şeyh Eşref ayaklanmasının bastırılmasından da hatırlıyoruz.30 Hüseyin Avni Alparslan’ın da bu isyanın bastırılmasına katılmış olması muhtemeldir. Osman Ağa çalışmamdan da hatırlanacağı üzere milli mücadele ile ilgili canla başla çalışan kim varsa onlar hakkında olur olmaz iddialar atılarak itibar suikastine girişilmişti. Bunların hepsinin ana gayesi bu kişileri, etkisizleştirmek, mümkünse yok etmek idi. Kısaca

hepsi psikolojik harp tekniklerinin uzantısıdır. Biraz da Hüseyin Avni Alparslan’ı yazdıkları üzerinden değerlendirelim. Bu kısımda İsmail Hacıfettahoğlu’nun yayınladığı vesikalar üzerinden analiz yapılmaya çalışılmıştır. Hüseyin Avni Alpaslan Bey için zaman öldürmek gibi bir anlayış olmadığından O, zamanını en iyi şekilde değerlendirmek ve insanlara faydalı olmak çabası içindedir. Bu nedenle yaralı iken bile kalemini konuşturmak gayreti ile yazı yazıp yayımlanması için nezaket ve mütevazilikle Türk Yurdu Dergisine göndermiştir.

 

Türk Yurdu Mecmuası Müdürlüğüne Bu yıl epeyce cenk ettim. Cenk ederken ayaklarımı dondurdum. iyiletmek (tedavi olmak) üzere Erzurum’a geldim. Boş dururken canım bir makale yazmak istedi, yazdım. Size gönderiyorum.Mümkün olursa Türk Yurdu’nun bir köşesine, bir bucağına

sıkıştırınız. Şimdi ayaklarım iyileşti. Yine cenkleşmek üzere kavga yerine gidiyorum. Bilmem feth olunan yerlerdeki Türklerin haline ve harbine dair yazsam makbule geçer mi? Öz samimemi sunarım ağabey.

Alp Arslan

Türk Yurdu Dergisi’nden kendisine gelen cevap onun ruhunu okşayacak ve ilerisi için motive edecek içeriktedir: ” Bir elde kılıç bir elde kalem.. Bir Türk bahadırına yakışan da işte budur. Başka bir menbâ’dan (kaynaktan) öğrendiğimize göre Alp Arslan Bey kumandası altındaki askerleriyle Pançerut Boğazında Rusların bir taburunu mahvetmiştir. Erlik meydanından gönderdiği ilmi makalesini “Türk Yurdu” büyük bir iftiharla neşrediyor (yayınlıyor). Fetih olunan yerlerdeki Türklerin haline dair yazacaklarını, bittabi (elbette) daha büyük bir iftiharla derç edecektir.”

Hüseyin Avni Bey’in yazılarındaki mahlası Alp Arslan’dır. Yazılarında çok eski Türkçe kelimeleri kullanmaya gayret etmiş, bunun için sözlüklerden istifade etmiştir.

Murat Dursun Tosun

Tirebolu Dernekler Federasyonu (TİRDEF) in Girişimleri ile Haymana’da tespit edilen kabri Şehadetinin

100.Yılında   anıt mezar ve şehitlik yapılmış,13.09.2021 Günü Açılışı yapılacaktır.

 

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir